Ayna ve Kalbe Dair

Ama aynanın asıl ürperticiliği kalbe dâir taşıdığı benzeyişten. Ve sırrı. Ve muhâsebesi.

Ayna kalp gibi, ne kadar ışık alırsa o kadarını veriyor. Ne görürse onu gösteriyor. Ama kirlenir ve paslanırsa görüntüyü bulandırıyor. Ve tıpkı kalp gibi, kırılırsa parçalanıyor, dağılıyor, üstelik içine düşürdüğü görüntüyü de parçalayıp dağıtıyor.

Öyleyse her ayna aynı kabiliyette değil.

Her kalp gibi. Gördüğünü gösteren ayna, mukabil vasfında. Gördüğünü gösteren kalp ise şahit makamında.

Kalp bütün zamanlardan önce verdiği söze şahit. Fakat unutkan.

Ayna mukabil vasfında, fakat kire müsait.

Aynanın mukabil vasfı, kalbin şahadeti. Aynanın kiri, kalbin ihmali.

Kalp ihmalkar olmasaydı araya giren zamanla ezelde verdiği sözü unutur muydu?

Unuturdu. Çünkü kalp masivaya bulaşır, içine düşen ışığı, üzerine düşen görüntüyü, derünunda sakladığı anıyı yeteri kadar net yansıtamaz. “Aşkın estetiğinde” kalp aynasının, mukabil vasfınca seyredebilmesi için araya giren arazın temizlenmesi gerekir. Öyle parlak olmalı ki tecellî makamı olan kalbin oynaşı, üzerine düşen ezeli nuru yansıtsın. Ruh kendi sırrına aşina çıksın. O zaman kalp yaratılış anının safiyetinde ve sevinçli aydınlığında, verdiyi bütün sözleri hatırlar: En başta da “Bela” sözünü, evet, evet!. Ve oluşun başlangıcını: “Kaf u nun”.

Kirli ve paslı aynalar makbul meta değil mana pazarında. Çünkü verdiği görüntü perişan.

Perişan dağınık demek. Perişanı, aşkın birinci hali. Evvel, ama yine de aşkın hali. “Ama yetmiyor!” Gönül ehli”‘perişanı”nin aşk île toplanmasından yana. iştiyak. Gayret. Sebat, imtihan. Sonra ihsan. Mutasavvıf kesretten müşteki, şair dağılmaktan şikayetçi. “Bir büyük ayna kırılmış…”

Öyleyse bir de kırık aynalar var hesapta. Kalple ayna arasındaki benzetmenin en şaşırtıcı gerçekleşme dizini. Ayna kırılmasının “uğursuzluğuna” vehmederi batıl, benzetme düzlemindeki isabetinin farkında mı acaba? Öyleyse sezgi kuvvetli. Aynaydı, sonra kırıldı. Kalpli, şimdi kırık.

Görüntü şimdi şaşırtıcı ve dağınık. Hem aynanın, hem kalbin içindeki. Kırılan bir aynaya düşen suret sonsuz sayıda çoğalarak iade olunur geldiği yere. Kırılan kalbe düşün görüntü de öyle. Oysa aynanın görevi bütünü yansıtmak değil miydi? Vahdet değil miydi ezelî aşkın emeli? Ezelde, yegane olana söz verilmemiş miydi?

Hayat dağılır, muhit dağılır, tabiat dağılır.

Söz dağılır, yazı darılır, ses dağılır.

Suret dağılır. Sîret dağılır.

Dağılan kalptir aslında vahdet ve talep makamında.

Aynadan beklediğimiz, söz- Aynaya verdiğimiz, söz.

Ya ayna kırılmışsa?

Kırık aynanın lisanı, hali kadardır.

Söz yok. Lisan-ı hal. O kadar.

Hüznün sularında kırılan ayna kendisinden başka ne gösterebilir ki?”

Nazan Bekiroğlu -Mor Mürekkep

  1. Bostan’dan bir bölümü hatırlattı:
    ‘Aynaya karşı ah çekersen buğularsın onu.
    İyi göstermez, kararır.
    Gönül aynası böyle değildir.
    Ah çektikçe parlar.’ Sa’adî-i Şîrâzî

bir yorum bırak?