PaleBlueDot

Voyager

Voyager 1, NASA tarafından 1977 yılında fırlatılmış bir uzay sondası, yeryüzünden en uzakta bulunan insan yapımı nesne. Voyager’ın 2013 yılında güneş sisteminden çıktığı doğrulanabildi. Hızı ise yılda 523 milyon km. Hali hazırdaki hızı ile galaksiden ise nasipse 460 milyon yılda çıkacak. Asıl gönderilme amacı ise Jüpiter’i, Satürn’ü ve Neptün’ü incelemek.

Voyager’ın üzerinde bir de altın plak var. Altın plakta kayıtlı doğadan sesler,deprem,fırtına,hayvan sesleri, tüm dillerde selamlamalar (mesela Türkçe olan selamlama şöyle: “Sabah şerifleriniz hayr olsun.”), tüm dinlerden dinletiler var.

Şu linkten   Greetings-2 parçasına gelerek selamlamaları duyabilirsiniz. Greetings-3’te ise Kur’an-ı Kerim’den ayet var onu dinleyebilirsiniz.

Soluk Mavi Nokta

Soluk Mavi Nokta. Bu resim ve Carl Sagan’ın hakkında söyledikleri için yazdım bu yazıyı aslında.

Bu fotoğraf 6.4 milyar km uzaklıkta Voyager’dan çekilmiş. O soluk mavi nokta ise gezegenimiz, fotoğrafta sadece 0,12 piksel yer kaplıyor.

Bir bilim adamı olan Carl Sagan ise bu fotoğrafı bir konuşmada şöyle yorumluyor:

Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her “yüce önder”, her aziz ve günahkâr onun üzerinde – bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.

Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.

Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.

Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.

Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza.

(Ayrıca şuradan konuşmayı dinleyebilirsiniz)

 

bir yorum bırak?